Baykal: En ağır kriz Türkiye'de yaşandı


CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, iktidarın yanlış bir ekonomik Politika götürdüğünü ileri sürerek, dünyada en ağır reel ekonomik krizin Türkiye’de yaşandığını söyledi. Baykal, Türkiye’nin hala toparlanamadığını, buna yönelik en küçük bir olumlu işaretin de bulunmadığını ifade etti.

Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Kurban Bayramının kaygıların, tedirginliğin arttığı, umudun yakalanamadığı, "milletin sevinç ve mutluluk içinde kutlamadığı" bir bayram olarak geçtiğini ileri sürdü.

Dikkatle izledikleri ekonomide kaygı verici emarelerin ortaya çıktığını, Türkiye’yi mevcut noktaya getiren yanlış ekonomik politikaların devam ettiğini belirten Baykal, "Yeni yaklaşım gerekiyor" dedi.

Baykal, toplumun her kesiminde ekonomik bunalımın derinleştiğini, insanların giderek daha çaresiz hale geldiğini, eğer bir canlanma sağlanamazsa sıkıntıların çok daha ağırlaşacağını ileri sürdü.

Bu yılın ilk 10 ayındaki borç artışının daha önceki 50 aydan daha fazla olduğunu belirten Baykal, 2009’un ilk 10 ayında 52 milyar TL, ondan önceki 50 ayda ise 49 milyar TL borç yapıldığını anlattı.

Borçlanmadaki bu büyük artışın temelinde bütçe açığının bulunduğunu ifade eden Baykal, borçlanmadaki bu hızın Türkiye’nin genel borç oranına da yansıdığını söyledi.

Baykal, şöyle devam etti: "Cumhuriyetin ilanından Kasım 2002’ye, yani AKP’nin iktidar olduğu olduğu döneme kadarki 82 yılda Türkiye’nin toplam borcu 152 milyar TL’dir. Kasım 2002’den Ekim 2009’e kadar yapılan borç ise bunun tümünden fazladır. Bu miktar, 177 milyar TL’dir. Tarihin en büyük borçlanması yapılıyor. 30 milyarlık da özelleştirme gerçekleştirildi. Vatandaşın kemerleri de sıkılıyor. Sonuç tarihin en hızlı kalkınması olsa ’helal olsun’ diyeceğiz. Peki var mı böyle bir şey? Cumhuriyet tarihinin ortalama büyüme hızının dahi altına düşmüşler. Üstelik dünyada ekonomilerin hızla canlandığı bir dönemde bu olmuş. Elde ne var; elde borç, satılan fabrikalar ve yenen parası var." Bu iktidar döneminde kalkınmanın G-20 ülkelerinin altında olduğunu, kriz döneminde de durumun aynı şekilde gerçekleştiğini, Türkiye’nin dünyada en hızlı küçülen ülkeler arasında yer aldığını savunan Baykal, "Bunları demogojiyle örtbas edemezsin" diye konuştu.

Baykal, ithalata dayalı bir politikanın götürüldüğünü, bunun işsizliği artırdığını, mali disiplinin bir kenara bırakıldığını iddia ederek, "50 milyar bütçe açığı olur mu?" diye sordu.

"Teğet geçer" anlayışıyla gelişmelerin kontrol altında tutulmadığını da ileri süren Baykal, "Dünyada en ağır reel Ekonomik Kriz Türkiye’de yaşandı. Hala Türkiye toparlanamadı. En küçük bir olumlu işaret de yok" dedi.

-"HUKUKA SAYGINI SEVSİNLER"-
CHP Genel Başkanı Baykal, konuşmasında, memurların yaptığı "uyarı grevine" de değindi. Baykal, Hükümetin memura, Uzlaştırma Kurulunun önerdiği maaş artış rakamını bile vermediğini, onun üzerine "uyarı eylemi"nin gerçekleştirildiğini söyledi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın eylem için "hukuka aykırı" dediğini belirten Baykal, "Bu başbakanın hukuka saygısını sevsinler" diye konuştu.

Üniversite harçları ile ilgili protestoda bulunan öğrencilere verilen cezaları anımsatan ve Habur’da yapılan yargılamayı eleştiren Baykal, "Kavramlar böyle çürütülürse kamu düzeni, barış tehlikeye girer" dedi.

Baykal, Cumhuriyet tarihinin en yüksek cezaevi istihdamını bu iktidarın gerçekleştirdiğini, cezaevlerinde yer kalmadığını belirterek, tutukluların ezici çoğunluğunu gençlerin oluşturduğunu kaydetti. Baykal, "İşsizlerin ezici çoğunluğu gençtir. Tutukluların ezici çoğunluğu gençtir. Gençlerini hapishanelere koyan, gençlerine, devlet güvelik güçlerinin otoritesini sergilemekle yetinen bir ülke haline dönüşmüş durumdayız" diye konuştu.
AÇILIM TÜRKİYE'Yİ NE HALE GETİRDİ?
Baykal, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, AK Parti’nin başlattığı açılım politikasının Türkiye’yi ne hale getirdiğinin, geride kalan Kurban Bayramı günlerinde bir kez daha gözlendiğini söyledi.
Gelinen noktada terörle bağlantılı söylemlerin, eylemlerin, uygulamaların bizzat terör yöntemini toplumsal hayatın içine taşıyan girişimlerin, hükümetin acz içinde seyrettiği manzaralar haline dönüştüğünü ileri süren Baykal, "Geride bıraktığımız dönemde Türkiye’de hükümet var mıdır, yok mudur? Yasalar işliyor mudur, işlemiyor mudur? Hepimiz çok üzüntü içinde sorgulamak zorunda kaldık" dedi. Baykal, şöyle devam etti: "Türkiye’de 30 bin kişinin ölümünden doğrudan sorumlu terör örgütünün kuruluş yıl dönümü kurulduğu binada resmen kutlanıyor. Milletvekilleri katılıyor, devletin gözü önünde. televizyonlar çekim yapıyor, basın biliyor, herkes biliyor, devlet bilmiyor. Oraya gidiyorlar, kutlamalarını yapıyorlar. Hayırlı bir olay mutluluk verici bir olay... Yani bir milli gün kutlanır gibi bu kutlanıyor.
Otobüsler, minibüsler yakılıyor şerefine. Canını kurtarıp otobüsten çıkabilirse insanlar kurtuluyor. İstanbul’da, Mersin’de, Yüksekova’da Türkiye’nin dört bir tarafında sokaklarda her türlü kanunsuz eylem sergileniyor. Güvenlik güçlerine taşla, baltayla saldırılıyor. Bunların filmi çekiliyor ve bu manzaralar artık günlük yaşamın doğal bir parçası haline dönüşüyor. (Açılım, açılım) diyordunuz, işte size açılım. Karakollara saldırı yapılıyor, karakollara yapılan saldırı artık rutine biniyor, randevulu ertesi gün yine aynı saatte bir salıdır daha o karakola yapılıyor. Polis araçları rutin hedef. Bu olaylar olurken İçişleri Bakanı nerede? Karakollar basılırken İçişleri Bakanı nerede? Türkiye’de karakollara bu saldır yapılırken, İçişleri Bakanı bu saldırıları himaye altına almış olan siyasetçilerle açılım müzakeresi yapıyor. Üstelik o müzakereyi de polis akademisinde başlatıyor. Polis akademisinde açılımın ilk adımı atılıyor, kısa bir süre sonra açılımın polislere getirdiği nokta bu." Yaşananların sıradan, doğal olaylar haline geldiğini, altında ise terörün sahiplenilmesi ve toplumsal bir kabule dönüştürülmesinin yattığını ileri süren Baykal, bunun bir ilk aşama olduğunu ve ardından çok daha tehlikeli bir tablonun geleceğini iddia etti.
Baykal, "Terör yıllarca en şiddetli uygulamalarını yaptığı, en yüksek can kayıplarına neden olduğu dönemde dahi elde edemediği bir sonucu şimdi bu açılım ortamında elde ediyor. Nedir ortaya çıkan sonuç? Türkiye’de etnik bir husumetin tohumlarının ekilmeye başlanması. Olay artık bir terör olayı olmaktan çıkıyor, terörün doğrudan taraflarının devletin güvenlik güçlerinin ve terör yapanların bir çatışması olmaktan çıkıyor, toplumda o çatışmanın doğrudan tarafı olmayan insanları birbirlerine karşı husumet duyar, düşmanlık, kızgınlık, tepki duyar hale doğru getirmeye başlıyor" diye konuştu.
Açılım döneminin, "kişileri birbirlerini suçlar hale getirdiğini" ifade eden Baykal, "Husumetin hedefi PKK’ydı. Kimse PKK’yı bir etnik kimliğin temsilcisi olarak kabul etmiyordu. Şimdi devlet kabul etmeye başlayınca, inkar etseler de etmeseler de uygulamanın açıkça gösterdiği gibi onunla iş tutmaya kalktığınızı herkes gördükten sonra artık olay PKK olayı olmaktan çıkmaya başlamıştır. Kimse sorumlu ararken ’o kentli, buralı’ diye onun bunun peşine düşmesin. Sorumlu doğrudan doğruya şiddeti, terörü doğal karşılayan bir iktidar uygulamasının ortaya çıkmaya başlamasıdır" dedi.
-"KABAHAT ONDA MI, BUNDA MI? KABAHAT İKTİDARDA..."
CHP Lideri Baykal, Türkiye’nin; kimsenin birbirine etnik kökenini sormadığı, kardeşlik, sevgi ve saygı içinde yaşadığı bir ülke olduğunu, ancak hükümetin yanlış uygulamalarının bu anlayışı bozduğunu ileri sürdü. Baykal, şunları söyledi: "Ondan sonra işin kökenini bırakıyoruz, kabahat onda mı bunda mı? Kabahat iktidarda, iktidarda... Bu politika yanlış, Türkiye’yi bölen politika bu.
Başından beri bunu anlatmaya çalışıyoruz. Bölücülük lafından hoşlanmam, bunun sıradan bir suçlama gibi kullanılmasını çok sakıncalı bulurum. Hiç de kullanmamışımdır. Ama sorumluluğunu üstlenerek diyorum ki bir süreden beri bu iktidar ve bizzat bu Başbakan Türkiye’yi bölmektedir. Terör karşısında kararlı bir mücadele anlayışını kaybetmiş iktidar. Şimdi vatandaş karşısına gelen manzaralara tepki duyarak bir tartışmaya sürüklenir durumda. Türkiye’nin bir tarafında duygular bir türlü şekilleniyor, bir başka tarafında başka türlü şekilleniyor. Yanlış bunlar, sakıncalı. Ortada bir kamu otoritesine ihtiyaç var, Türkiye’ye sahip çıkacak iradeye ihtiyaç var. Yanlışa yanlış diyecek şekilde kendine güvenen bir anlayışa ihtiyaç var. Var mı bu? Yok.
Bu, Türkiye’yi temellerinden sarsmaya yönelik çok tehlikeli bir gelişmedir. Başbakan bu gelişmeyi sorumsuzlukla ona buna çatarak, onu bunu suçlayarak örtbas etmeye, kapatmaya çalışıyor. Buna vatandaşlarımız kesinlikle el koymalıdır. Bu konuyu, bu gidişi önleyecek tek dayanak noktası, vatandaşımızın sağduyusu, onların sorumluluk duygusu, vatanseverliğidir. Biran önce Türkiye’yi bu bölünme sürecinden kurtarmak için bu iktidarın işbaşından uzaklaştırılmasına ihtiyaç var." İktidarın yanlış işler yapmaya başladığında "Atatürk" adını daha çok kullanmaya başladığını iddia eden Baykal, "Bu iktidar ne zaman Atatürk dese benim aklımda ’bunlar yine bir kabahat işledi onu örtbas etmeye çalışıyorlar’ diye bir duygu geçiyor. Bu bayramda da baktık bütün kentlerde ’ay yıldınız ışığı hepimize yeter.’ Ay yıldınız ışığı elbette hepimize yeter, bunu sen zamanında anlasaydın bu posterlere ihtiyaç olmazdı. O posterlerle sen bir şeyi kapatmaya çalışıyorsun. Ay yıldızı yeni keşfetti. ’Ay yıldızın ışığı hepimize yeter’. Ay yıldızın ışığı hepimize yeter o zaman kapat o ampulü" ifadelerini kullandı.
-"HUKUKA TAKLA ATTIRILDI"-
Baykal, Habur Sınır Kapısında yaşananların, Türkiye’deki Kürt kökenli vatandaşlar için değil, terör örgütünün gönlünü yapmak için gerçekleştirildiğini iddia etti. Baykal, bunun da terör örgütünü otorite haline getirdiğini ileri sürdü.
Baykal, AK Parti grup başkanvekillerinden birinin, Anayasa’dan "Türklük" ifadesinin çıkarılacağı yönünde açıklama yaptığını öne sürerek, bu anlayışın Türkiye’nin başına çok yanlış işler getireceğini söyledi. Anayasa’daki "Türklük" ifadesinin kimseyi ötekileştirmediğini, aksine birliği ve kaynaşmayı sağladığını belirten Baykal, sözlerini "Yani 80 yıl sonra devletimizin adıyla da mı uğraşacağız. Türkiye’nin önüne getirdikleri soruna bakın. Anayasa’daki ’Türk’ lafını çıkaracakmışız. Hani ne oldu, tek milletti?" şeklinde sürdürdü.
Türklük ifadesinin farklı etnik kökenlere sahip vatandaşları bir millet olarak birleştirdiğini anlatan Baykal, şöyle devam etti: "(Ben ayrı bayrak istiyorum) diyenlere bu iktidar, bu iktidarın yöneticileri mi destek olacaklar? ’Bunun kavgası dağda yapılıyor’ diye biliyorduk. Şimdi gördük AKP’nin grup başkanlığında da bunun kavgasını yapanlar varmış. Böyle şey olur mu? Bu milleti inkar edeceğiz, 80 yılda oluşmuş birlikleri, beraberlikleri ayrıştırmaya başlayacağız. Kim bundan mutlu olacak kim? Kürt kökenli insanlarımızın bundan mutlu olması söz konusu bile değildir.
Çünkü o insanlarımızın ezici çoğunluğu Türkiye’nin her bir tarafında bu vatanın, bu milletin bir parçası olarak şerefle yaşamaktadırlar ve öyle yaşamaya devam edeceklerdir. Şimdi onları baskı altına almaya, yaftalamaya senin ne hakkın var.
Herkes etnik kökenine göre ayrışmaya kalkacak, bundan kim kazanacak? Bundan yurt dışında bu coğrafyayı kendi hesabına göre şekillendirmek isteyenler kazanacaktır, onlara uşaklık edenlerde kaybedeceklerdir." -"BİLİYOR DA CEHALETTEN DEĞİL..." Eğitim dilinin ayrıştırılmasının talep edildiğini, ancak bunun çok büyük bir yanlış olduğunu bildiren Baykal, şunları söyledi: "Bu konuda Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın daha önce yaptığı konuşmadan aynen okuyorum, diyor ki ’Biz AK Parti olarak özel kurslar, vakıf ve dernekler yoluyla insanların ana dillerini öğrenmelerini bir hak olarak görüyoruz. Bize göre devlet tüm bu süreçlerde denetleyici olmalıdır. Devletin başka dillerin öğretilmesine soyunmasına ya da başka dillerde televizyon, Radyo yayını yapmasına gerek yoktur.’ Kim söylüyor? Sayın Erdoğan söylüyor. ’Fakat devlet tüm bu faaliyetleri en sıkı biçimde denetlemelidir. Devleti denetleme fonksiyonu dışında işleme sokmak doğru değildir. Ve uzun vadede üniter yapımızı sıkıntıya sokan gelişmelere yol açar.’ Yani biliyor da cehaletten değil. Yani demiş ki eğer bu ayrışmayı yaparsak, ana dili öğrenme işine devleti sokarsak, Televizyon yayıncılığı işine devleti sokarsak diyor, bu uzun vadede üniter yapımızı sıkıntıya sokan gelişmelere yol açar. Şimdi yardımcısı diyor ki ’bunlar ne demek ana dilde eğitim vermek lazım, Türk milletini Anayasadan çıkarmak lazım’ diyor.
Sıkıntıların nereden kaynaklandığını gördünüz mü? Birileri sıkıntıların kaynağına dokunamıyorlar, korkuyorlar, yıldırılmışlar, teslim alınmışlar, seslerini çıkaramıyorlar, sorumlu arıyorlar, araya araya sorumluyu bu gelişmelere tepki gösteren insanlarda buluyorlar. Onlarla tartışmayı tercih ediyorlar."


01.12.2009
haberleri | Haber,